Çocukluk Hikayesi İş Hayatımızı Nasıl Etkiler?

  • Anasayfa
  • Blog
  • Çocukluk Hikayesi İş Hayatımızı Nasıl Etkiler?

Çocukluk Hikayesi İş Hayatımızı Nasıl Etkiler?

Bugünkü bizi, biz yapan birçok şey var. Genlerimiz, büyüdüğümüz çevre, deneyimlerimiz, şans veya kader olarak nitelendirdiğimiz bizim kontrolümüzde olmayan şeyler (aynı yoldan geçen iki kişiden birinin kafasına saksı düşmesi gibi), mizacımız ve son olarak ebeveynlerimize nasıl bağlandığımız…

Bağlanma teorisi, doğuştan itibaren bize bakımverenle kurduğumuz ilişkileri güvenli, kaçınmacı, dirençli ve dağınık olarak sınıflandırır. Kısaca bu bağlanma tiplerini özetlersek, farklı bağlanma tiplerindeki çocuklar şöyle der:

Güvenli bağlanan çocuk: “Sevildiğimi bilirim, bağlanmaktan korkmam. İhtiyaçlarım gideriliyor.”

Kaçınmacı bağlanan çocuk: “Ebeveynim bir iyi bir kötü. Tutarsız. Onla mücadele etmek için uzaklaşıyorum ki, tutarsızlık canımı yakmasın.”

Dirençli bağlanan çocuk: “Ebeveynlerim hep tutarsız. İletişim kurmak beni çok kaygılandırıyor.”

Dağınık bağlanan çocuk: “Ebeveynlerimden korkuyorum. Hep kaos, şiddet, karmaşa, travma.”

Yapılan araştırmalar, çocukluk bağlanma hikayesinin yani ebeveyninizle veya başka bir bakımverenle kurduğunuz bağlanma tipinin (güvenli, kaçınmacı, dirençli veya dağınık) yetişkinlikte kurulan diğer ilişkileri de etkilediğini söylemektedir. Örneğin, dirençli bağlanan çocuklar, yöneticileriyle görüşme yaparken daha kaygılı olabilirler. Güvenli bağlanan çocukların, daha nitelikli iletişim kurduğuna işaret ediliyor.

İş arkadaşınızla sorun yaşadığınızda bu sorunu çözme yönteminiz nasıldır? Köşe bucak kaçar mısınız toplantıda atıştığınız birinden? Yöneticinizi görünce korkar mısınız? Heyecanlanır mısınız? Asansörde CEO ile yalnız kalmak size ne hissettirir? Kolaylıkla sohbet edebilir misiniz? Sizce çocukluktaki bağlanma tipiniz, bugün iş hayatında yaşadığınız hangi sorunun etkenlerinden biri olabilir?

Çocukluk bağlanma tipine göre, zihinlerimiz, güvenli, kayıtsız, kaygılı veya saplantılı olabiliyor. Çocukken nasıl bağlandığımızı biz seçmediğimiz için, bu durum bir noktada umut kırıcı olabilir. Ancak, yüksek farkındalıkla özyaşam öykümüzü anlattığımız “erişkin bağlanma görüşmeleri” gibi yöntemlerle, bireyler hayatlarında bir anlam bütünlüğüne ulaşabiliyorlar.

Etkili liderlerin birçoğuna yön veren bir özyaşam öyküsü vardır. John Barth şöyle demektedir: “Yaşamınızın öyküsü yaşamınız değildir. Sizin öykünüzdür.” Öykü önemlidir, sizin bir olayı nasıl algıladığınız ve kabullendiğiniz gerçekte ne olduğundan çok daha önemlidir.

Mükemmel hiçbir insan olmadığı gibi, hiçbir çalışan veya hiçbir lider yoktur. Çalışanların ve liderlerin birbirinden ayrıldığı nokta, zayıf oldukları noktaları bilmeleri, kendi yaşam öykülerinin farkında olmaları, duygusal zekanın ilk basamağı olan özfarkındalıklarını geliştirmiş olmalarıdır.

Zayıf olan noktaları tespit etmek, yaşam öykümüzü bugün bir erişkin olarak yeniden anlamlandırmak ve özfarkındalığımızı arttırmak için, çocukluğumuza dönmek ve adım adım kendimize sorular sorarak ilerlemek çok iyi bir başlangıç olabilir. Neler sorabiliriz?

  • Çocukluğunuzdaki bağlanmaya ilişkin yetişkin ruh haliniz size ne diyor?
  • Çocukluğunuz nasıldı?
  • Ebeveynlerinizle aranız nasıldı?
  • En yakın olduğunuz kişi kimdi?
  • Sizce size neden “bu şekilde” davrandılar?
  • Geriye dönüp tüm bunlar hakkında düşündüğünüzde ilk deneyimlerinizin bir yetişkin olarak gelişiminizi ve iş hayatınızı ne şekilde etkilediğini düşünüyorsunuz?

Övgü Torlak

Önerilen okumalar:

Daniel J. Siegel, Akılgözü, Koridor Yayıncılık

HBR’s 10 Must Reads, Liderlik, Optimist Yayıncılık

Tags: